(onaylanmış ad. çn.) olarak varlığını gösterir vb. Özgül bir ülke ya da tek bir ulusal kimlik olmadığından karşılaÅŸtırmalı edebiyat ulusal olarak tanımlanmayan bir alan odağı için çalışır. özellikle ulusaşırı mübadelelerin yönettiÄŸi gitgide küreselleÅŸen bir ekonomide. Weltliterature’ün tuzaklanyla baÅŸarılı biçimde müzakerede bulunmaya oynar. Fakat gördüğümüz üzere. Edward Said’in kurduÄŸu doÄŸrultuda kanon’un “dünyalaÅŸtırılması” konuÅŸuldukça bu iÅŸin nasıl baÅŸarılacağı konusunda daha az görüş birliÄŸine varılıyor. Moretti’nin dediÄŸi gibi:
Tam teÅŸekküllü paradigmalar sayılmasa da bu. ‘nasıl’ sorusuna cevaben birkaç baÅŸlık ortaya çıkmıştır: (Frederic Jameson ve Masao Miyoshi’nin dile getirdiÄŸi) küresel edebiyat. (Bruce Robbins ve Timothy Brennan’dan onayını alan) kozmopolitanizm. (David Damrosch ve Pranco Mo-retti’nin dirilttiÄŸi) dünya edebiyatı. (Gayatri Chakravorty Spivak’a borçlu olduÄŸumuz) yazınsal ulusötesicilik [trans-nationalism] ve (silinmez biçimde Edward Said. Homi Bhabha. Françoise Lionnet ve Rey Chovv vb’nin damgasını vurduÄŸu) sömürgecilik sonrası ve diaspora çalışmaları. Batılı olmayan geleneklere önemli ölçüde baÄŸlanmakla birlikte bu kategoriler birbirinden kökten ayrı edebiyatlar ve diller arasında güvenilir karşılaÅŸtırmaların nasıl yapılabileceÄŸi konusunda pek az yöntemsel çözüm önerirler. Moretti bir kez daha sorunu özlü biçimde dile getirir:
metinden çok daha küçük ya da çok daha büyük olan birimlere odaklanmanıza olanak tanır: aygıtlar izlekler deÄŸiÅŸmeceler - ya da türler ve sistemler. Ve metnin kendisi en büyükle en küçük arasında gözden kayboluyorsa eh o zaman azın çok olduÄŸu durumlardan biri bu denilebilir haklı olarak* (”CWL s. 57). Bu anlatımda mesafeli okuma geçmiÅŸin karşılaÅŸtırmalı edebiyatının eski deÄŸiÅŸmeceler izlekler ve türlerinden bir parçacık olsun ayrılıyorsa hakkını teslim edelim. Moretti çok daha radikal bir ÅŸeyin sözcülüğünü yapıyor. Kendi uzmanlık alanında edebiyatın yalnızca “kanonik kısmıyla” ilgilendiÄŸini açıkça itiraf ederek. Moretti yakın okumadan feragat eden. çekinmeden ikinci elden malzemelere dayanan ve entelektüel enerjileri “sentez günü”nün gelmesine adayan bir edebiyat eleÅŸtirisi sapkınlığını savunuyor. Dünya sistemleri kuramının başını çeken Immanuel Wallerstein’ın izinden giderek. Moretti kılık deÄŸiÅŸtiren bir küresel önem paradigması üretecek olan sentetik bir içgörü ışığına baÄŸlıyor umutlarını. Örnekleri. Roberto Schwarz’ın Brezilya romanında yabancı etkisine iliÅŸkin biçimsel okumasından tutun. DoÄŸu-Batı “yorumsal farklılaÅŸmasının kati ifadesi olarak Henry Zaho’nun “tedirgin anlatıcı” kavramına. Ato Quayson’ın emperyal müdahalenin büründüğü kılık olarak anlatısal türü [genre] kullanmasına (Nijerya postrealizmi) kadar toplumsal olarak donatılmış bir biçimciliÄŸi - “toplumsal iliÅŸkilerin özleri olarak biçimler” - vurguluyor (”CWL,” s. 64. 63).
Moretti’nin küresel edebiyatın yükünü taşıyan birimler olarak kurgu karakter ses ve türe yeniden önem yükleme giriÅŸiminin baÅŸkalarına önerilebilmesi için daha çok ÅŸeye ihtiyacı var tıpkı küresel simgesel sermayenin engebeli oyun sahasını açıkça kabul eden dünya sistemleri kuramının geniÅŸlemiÅŸ alanındaki siyasal biçimciliÄŸi gibi. Perry Anderson ve New Left Review’un diÄŸer üyeleri gibi onun da makro yaklaşımı varlığını belli ki Jameson’in
Said’in eleÅŸtirel buyruk olarak seküler üzerindeki ısrarı bir kez yapıtındaki bu azınlık ve sürgünlük itilimini fark edemezsek sık sık imdada çağırdığı Türkiye sürgünündeki Auerbach’ın unutulmaz figürünü unutursak seçkinci ve dolayısıyla paradoksal gelir iÅŸte bu anlamda Said’i sürgünden “ayrıcalık” deÄŸil. “modern yaÅŸamı yöneten kitle kurumlarının kalıcı eleÅŸtirisi olarak söz ettiÄŸi zaman okumalıyız. Saidgil seküler eleÅŸtiri(1) ısrarla modernlikte azınlık varoluÅŸunun ikilem ve korkularına aynı zamanda her ÅŸeyden önce ahlaksal olanaklarına iÅŸaret eder. [”Al,” s. 107″]Mufti’ye göre. Auerbach’ın kendisi için yüce bir hümanistin kısa adı olduÄŸu Ahjaz Ahmad’a karşı çıkarken. Foucauldgil antihümanizmle sürekli savaÅŸa kitlenmiÅŸ “Tory’ eÄŸilimleri’dir bu. Mufti Auerbach’ın “sentetik” eleÅŸtirel pratiÄŸi ile Saidgil Åžarkiyatçılık’ın bütünsel yönleri arasındaki koÅŸudukların altını çizer (”Al,” s. 99. 100). Said’in icat ettiÄŸi Auerbach’ta bir eÅŸvaroluÅŸ [coexistance] ahlakı bulur Mufti: dünyalılığın kırılganlığını kabul eden ve Avrupa dilleriyle edebiyadannın zeminini dolduran diÄŸer dillerin hayaleti tarafından tehdit edilmeyi reddeden Weltliteratur ahlaksal ideali.
Sürgün mitinin temellerini gözden geçirmemiz gerekirse bu küresel karşılaÅŸtırmacıhğın ahlaksal paradigmasına ne olut? Auerbach gittiÄŸinde Spitzer’ın zaten yıllardır İstanbul’da olduÄŸunu tam olarak kabul edersek tablo deÄŸiÅŸir mi. Auerbach’ın hüzünlü sonsözünde ve kendisinin betimlediÄŸi entelektüel yalnızlıkta bir deÄŸiÅŸiklik olur mu? BaÅŸlangıç dönemindeki karşılaÅŸtırmalı edebiyat tarihçelerinde edebiyat tarihinin İstanbul babına dair pek az ÅŸey vardır; 1930′ların İstanbul Üniversitesi’ndeki göçmen meslektaÅŸlar ve Türk öğretim asistanları arasındaki entelektüel iÅŸbirliÄŸinden pek söz edilmez ve Türkiye’ye aktarıldığında Avrupa filolojik eÄŸitimine ne olduÄŸunun gerçekten eksiksiz bir anlatımı yoktur.* Spitzer’in İstanbul’da canlı bir filolojik okul kurmuÅŸ olmasının -bu arada Türkçe öğrenmiÅŸ olmasının- karşılaÅŸtırmalı edebiyatı bugün “dünyalaÅŸtırılmış” azınlık karşılaÅŸtırmacılığı olarak yeniden tanımlama giriÅŸimleri üstünde önemli etkisi olabileceÄŸini de belirtmek istiyorum. Demek istediÄŸim ÅŸu edebiyat incelemelerinin küreselleÅŸtirilmesinde baÅŸlangıç döneminde karşılaÅŸtırmalı edebiyatın nasıl hep zaten küreselleÅŸmiÅŸ olduÄŸu özelikle unutuluyor. İstanbul’daki Spitzer. Auerbach’tan önce bir tek sürgün hümanizminin deÄŸil ulusaşırı hümanizmin ya da küresel
‘nun tohumlarını içeren dünya ölçeÄŸinde dilsel deÄŸiÅŸtokuÅŸların öyküsünü anlatıyor. Sömürgecilik-sonrası incelemeleri içinde Avrupa geleneklerinin yeri tartışılmaya devam ediyor bu ulusaşırı hümanizm gelecekteki küresel kültür piyasasında Avrupa düşüncesinin belirsiz konumunu hesaba katan bir eleÅŸtirel pratik olarak anlaşılabilir. Hermenötikteki Avrupalı modellerin uygulamadaki kusurlarını sorgulamakla birlikte. Said’in açıkça yaptığı üzere filolojik hümanizm mirasının Bao’ya karşı Batılı olmayan sorunsalı asla olmadığını da kabul ediyor; köken etiketlerinin yırtıldığı bir entelektüel ithalat ve ihracat tarihiydi bu miras hâlâ da öyledir. 1966′da gelecekteki nüfus bilgilerine göre karşılaÅŸtırmalı.
Forex Groups - Tips on Trading
Related article:
http://www.karsilastirmaliedebiyat.com/?p=47
comments | Add comment | Report as Spam
|